Prof. Dr. Murat Tanık Hakkında
1978 yılında Texas A&M Üniversitesi’nde, bilgisayar mühendisliği alanında doktorasını tamamlayan Prof. Dr. Murat Tanık, “NJIT Electronic Enterprise Engineering”, Austin Texas Üniversitesi “Software Systems Engineering Institute”, “SMU Software Systems Engineering Technology Research Group” gibi birimlerde yöneticilik yaptı. NASA, Arthur A. Collins (Apollo Ay misyonları izleme ve iletişim sistemleri geliştiricisi) ve ISSI için ilgili projelerde çalıştı. “Society for Design and Process Science” derneğinin kurucularındadır. 2013 yılından bu yana Alabama Üniversitesi Bilgisayar ve Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanlığı görevini sürdürmektedir.

Hakkında daha detaylı bilgi için UAB web sitesinde yer alan sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

– ODTÜ’de Elektrik Mühendisliği bölümünü bitirdikten sonra, bilgisayar bilimleri ve bilgisayar mühendisliği alanlarında yüksek lisans ve doktoranızı tamamlandınız. Bilgisayar teknolojilerinin yeni yeni geliştiği o yıllarda, sizi bu alana yönlendiren etkenler neydi? Neden bilgisayar bilimleri alanını tercih ettiniz?

ODTÜ’de öğrencilik zamanımda okulda IBM 1620 fix-address-machine vardı ve FORTRAN II ile uygulama yazardık. Sonrasında IBM 360/40 makinası satın alındı. 1969 senesi yazında ise Almanya’da Julich’de bulunan Kernforschungsanlage Nükleer Fizik Araştırma Enstitüsünde staj yaptım. Bu sırada o zamanların supercomputer’ı sayılan IBM 360/65 makinasında PL/I dili ile programlamayı öğrendim. Almanya’daki tecrübem bilgisayarın GELECEK olduğuna ve ABD’nin de bu geleceği inşa eden tek yer olduğuna ikna etti beni. Gençler kolay etkileniyor. :) Ve böylece o zamanlar ABD’de bilgisayar üzerine çalışmayı kafama koydum.

– Üniversiteler ortaya çıkışından bu yana bilimsel ve teknolojik gelişimin öncüsü oldular. Akademide yürütülen çalışmalar ve araştırmalar, mühendislik uygulamalarıyla toplumsal hayatta yer buldu. Günümüzde bilgi teknolojileri alanında ise toplumsallaşan, uygulamaya geçen teknolojilerinin bir çoğunun büyük şirketlerde geliştirildiğini görüyoruz, şirketlerin Ar-Ge ve inovasyon için büyük bütçeler ayırdığını görüyoruz. Sizce bilgi teknolojileri alanında akademi hala teknolojik gelişmenin öncüsü mü, yoksa bu rolünü yavaş yavaş kaybediyor mu?

Sadece bilgisayar konusunda konuşabilirim. O bile artık çok geniş bir konu. Benim kanaatime göre, 1980’lerin sonlarına doğru Amerika’daki üniversiteler bilgisayar donanımı konusunda teknolojik katkı yapamaz oldular. 1990’ların sonunda da üniversitelerin yazılım konusunda teknolojik katkıları bitti. Artık, üniversiteler sadece temel ve endüstriye destek amaçlı araştırmalar yürüten kurumlar haline geldi, önemleri çok azaldı. Artık en iyi üniversiteler bile endüstri ile ortak çalışmak zorunda. Devlet de bu koşullarda, çeşitli yollarla üniversiteleri kullanıp, toplumun yararına bir şeyler yapması için kanalize ediyor.

– Türkiye’de son yıllarda bir çok üniversite açıldı ve üniversitelerin bir çoğunda da bilgisayar mühendisliği, yazılım mühendisliği, bilgisayar programcılığı gibi bölümler mevcut. Bilgi teknolojileri ile doğrudan ilgili mühendislik bölümlerinin kontenjanı 9 bini aşmış durumda. Akademisyen sayısının ise diğer mühendislik bölümlerine göre çok yetersiz olduğunu görüyoruz. Sizce bölüm ve kontenjan sayılarındaki bu artış Türkiye’yi dünya çapında bilgi teknolojileri üreten bir noktaya taşıyabilir mi? Bu çerçevede Türkiye’de mühendislik eğitimini ve bilimsel üretimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

1987 ya da 1988 senesinde Bilkent Üniversitesi’nin davetlisi olarak Devlet Planlama Teşkilatı’ndaki bir toplantıya katıldım. Orada söylediğim şuydu; “Yazılıma ağırlık vermeniz lazım. Bilgisayar yazılımı konusunda eğitilen insan sayısını yüz misli arttırmanız lazım. Yapabilirsiniz. Eğitimci sıkıntınız uzaktan eğitim ile çözülür. Genç insan sıkıntınız yok. Avrupa genç insan yokluğundan kıvranıyor. Bu gençleri oralara kaçırmayın. Yazılım eğitimi sadece kafa gerektirir. Alet edevat ucuzdur.” Nasıl yaparız dediler, kolay dedim. Devlet bir kanun geçirsin, yüz kişiden fazla çalışanı olan her şirket bir Eğitim Odası açmak zorundadır hükmü bulunsun. Ve bu eğitim odalarında uzaktan yayın ile yazılım eğitimi verilmesi sağlansın. Lise mezunu üstünde her çalışan senede iki ders dinlemek zorunda olsun. Ders ücretleri şirket tarafından karşılansın. Ve dersler dünya çapında bilinen kişiler tarafından verilsin. Tüm bunlar kanunla zorunluluk haline getirilsindi önerim.

Bu fırsatı kaçırdılar. Fakat buna benzer modeller hala geçerli olabilir. Sadece konu artık yazılımı aştı. Artık bazı yeni konuların da işlenmesi lazım. Ama hala mümkün hatta şimdi daha ucuza bile olur. Fakat burası bunları anlatmanın yeri değil. Değişmeyen bir şey var o da öğrenci sayısını yüz misline çıkarmamız gerektiği. Bir de herkes kendi kafasından modern teknoloji öğretemez. Dünya çapında adamların uzaktan eğitimle anlatması lazım. Bu arada uzaktan eğitim ile ilgili konularda da oldukça önemli gelişmeler var.

Ayrıca orta eğitim için de bu model biraz değiştirilerek uygulanabilir. Orta eğitimden başlanmazsa yeteri kadar insan gücü yetiştiremeyiz. Bu potansiyelimiz de yine yurt dışından gelen fırsatçı unsurlara kurban olurlar.

– Bugün bilgi teknolojilerinin gelişiminde bir biriyle ilişkili iki temel hat görüyoruz; bir yandan hayatımızın dokularına işleyen akıllı cihazlar ve giyilebilir teknolojiler (Internet of Things) yaygınlaşırken diğer yandan buradan elde edilen verilerin anlamlı hale getirilmesi çabası (Big Data, Data Mining, Search) sürüyor. Bu da daha gelişmiş mühendislik becerileri ve karmaşık sistem tasarımlarını gerektiriyor. Bu açıdan teknolojik gelişimin ve akademik çalışmaların hangi yönde ilerleyeceğini tahmin ediyorsunuz?

Çok güzel noktalara değindiniz, çok şaşırdım doğrusu. Bu konular ve bunla ilgili sahalar benim uzun zamandır üzerinde çalıştığım alanlardır. Şimdi sadece biraz daha toplum seviyesine inmiş durumda.

Bir önceki soruya cevap verirken bunları aklımdan geçiriyordum. Artık bu konuları bir şirket tek başına çözemez oldu. IBM’i çağıralım bizim problemlerimizi çözsün çağı çoktan geçti. Maalesef problemi olanların da eğitilmiş olması gerekli. Dolayısı ile artık kurumların bir kaç şirketle birlikte çalışabilmeleri lazım. Türkiye’de yetişmiş gençler ve genç şirketler var. Biraz yol göstermekle Türkiye’de patlama yapabilirler. Sadece birilerinin onların elinden tutması lazım. Devlet bu konuda da Amerika modelini kullanarak yardımcı olabilir. Mesela “Integrated Center”lar açmak bunun bir yoludur.

– Türkiye’de bilgisayar bilimleri ve mühendisliği alanında okuyan öğrencilere ve yeni mezunlara tavsiyeleriniz nelerdir? Sizce bütünlüklü bir mühendislik yaklaşımı geliştirebilmek için meslek alanlarının dışında, başka hangi konularla ilgilenmeliler?

Bu çok güzel fakat çok kapsamlı bir soru, burada cevap vermek çok zor. Fakat bir iki fikir beyan edeyim. Mühendislik artık “DİSİPLİNER” olmaktan çıkmış durumda. Fakat mühendislik eğitimi hala eski model olarak devam ediyor. Dolayısı ile Amerika’da şirketlerin ve devletin ihtiyaçları ile mezun edilen mühendislerin niteliği arasında büyük bir açıklık var. Burada devlet bu soruna cevap arıyor. Biz şu anda devletin “Revolution in Engineering Education” çalışmalarında oldukça yol aldık. Ancak yeni modelin Amerika çapında nasıl uygulanabileceği konusu oldukça karışık. Fakat burada insanlar en azından problemin farkında. Dünyanın bütün mühendislerini de getirseler yaklaşım temelden bozuk olduğu için pek işe yaramıyor. Yani yeni modeller peşindeyiz… Yukarıda bahsettiğiniz konular bu yeni eğitim projelerinin bir parçası durumunda.

İnşallah, genç meslektaşlarımız için işe yarar bir şeyler söylemişimdir.