Çalışma yaşamının zorlukları, uzun ve esnek çalışma saatleri, iş güvencesizliği, işçi sağlığı gibi konular sürekli hayatımızın bir parçası olmuş ve uzun soluklu mücadeleleri beraberinde getirmiştir.

Sanayi devrimi ile birlikte modern anlamda çalışma şekilleri yaratılmış ve işçiler kendilerine dayatılan her türlü çalışma koşullarını kabul etmek zorunda kalmışlardır. Bu dönemde özellikle fiziki güçle çalışan işçi sınıfının çalışma koşulları, yükselen sendikal ve örgütlü mücadele ile daha çok gündeme girmiş ve sosyal hak kazanımları yaşanmıştır. Ancak bu kazanımlar özellikle 80 sonrası ülkemizde de yoğunlaşan neoliberal politikalarla birlikte giderek kaybolmaya başlamıştır. “Bilişim Çağı”, “Enformasyon Toplumu”, “Bilgi Çağı” gibi pek çok adlandırma yapılan dönem de ne yazık ki bu hak kayıplarının yoğun olduğu yıllara rastlamaktadır. Böyle bir ortamda beyaz yakalılar ve bilgi toplumunun emekçileri daha baştan sendikal örgütlenmeden uzak kalmaktadırlar. Yine Sanayi Devrimi döneminde yaşanan mücadelelerin meşrulaştırdığı işçi sağlığı ve güvenliği koşulları, beyaz yakalılar ve ofis çalışanları için gündeme dahi getirilememektedir. Ülkemizde hizmet sektörünün giderek artan paya sahip olmasına paralel olarak ofis çalışanlarının da fiziki ortamlarının yarattığı sağlık problemleri büyümektedir.
Bu yazımızda bizler için günden güne yakıcı bir sorun haline gelen ofis çalışanlarını bekleyen sağlık sorunlarını ele alacağız.

Beyaz yakalılara sunulan çalışma şekillerine baktığımızda; bir ofis içerisinde uzunca saatler boyunca bir masa başında ve bilgisayar önünde oturma zorunluluğu ile karşılaşıyoruz.

Her ne kadar rahat ortamlar gibi gözükse de sandalyede büzüşüp bilgisayar ekranına kilitlenmek boyun ve sırt ağrıları ile birlikte bacak kaslarımızı ve gözlerimizi etkilemektedir. Oturur pozisyonda gevşeyen kaslar ile kanın vücut içerisinde rahat pompalanması engellemekte ve kanın pıhtılaşmasına neden olmaktadır. Bu da önümüzdeki yıllarda daha sık duyacağımız Tromboz hastalığına neden olmaktadır.

Başka bir sorun ise yine yaygın olan karpal tünel sendromudur. Bilekte bulunan önemli sinirlerin sürekli fiziksel bir baskı altında sıkışması sonunca ortaya çıkan bir hastalık çeşitidir. Elde ve bilekte yanmalar; zamanla şiddetli ağrılara neden olmakta, bileklerin ve parmakların hareket gücünü yitirmesine kadar ilerleyebilmektedir. Yapılan bir araştırmada uzun süre bilgisayar başında ayrılmadan kalan kullanıcıların yüzde 64-90’lık bir bölümünde görme bozuklukları, baş ağrıları, göz kuruluğu veya bulanık görme problemleri saptanmıştır.

Ortaya çıkabilecek hastalıkları çoğaltmamız mümkündür. Önemli olan masa başında ve özellikle bilgisayar ile çalışanların fiziksel sağlıklarını nasıl koruyabilecekleridir. Buna yönelik çeşitli araştırmalar bulunmaktadır.
Amerika’nın Indiana Eyaleti’nde yapılan, 20 -30 yaş arası sağlıklı ve obez olmayan seçilmiş gönüllü 11 erkek deneğin katıldığı araştırmada, denekler iki deneye tabi tutuluyorlar. İlk deneyde üç saat boyunca oturuyorlar, ancak belirli aralıklarda beşer dakika yürüyüş yapıyorlar. İkinci deneyde ise üç saat boyunca hiç bir denek yerinden kalkmıyor.

Sonuçlar ise 3 saatlik bir oturmanın bile insan vücudunda yarattığı olumsuz etkiyi göstermesi açısından ciddi önem teşkil etmektedir. İlk denek grubunda arter fonksiyonlarında (kan dolaşım sistemi) herhangi bir değişiklik olmadığı gözlemlenmiştir. Diğer denek grubunda ise yüzde 50’ye varan bozulma gözlemlenmiştir. Araştırmacılar bunun kas aktivitelerinin azaltılmasına bağlı olduğu sonucunu çıkarmışlardır. (Worldwide Benefit & Employment Guidelines)
Bu gibi çalışmalar uzun süre oturma sonucunda oluşabilecek sağlık sorunlarını görebilmemiz için önemli çıktılar vermektedir.

Bizler en azından daha ciddi sağlık sorunlarına yol açmadan kendimiz için küçük molalar yaratmalıyız. Ülkemiz açısından sorun, çalışma saatlerinin uzun tutulması nedeniyle daha da büyük olmaktadır.

Türkiye’de yalnızca beyaz yakalılar değil, tüm emekçiler uzun saatler boyunca çalışmakta ve bu yüzden ciddi sağlık sorunları yaşamaktadır. Aşağıdaki grafik diğer ülkelere nazaran uzun çalışma sürelerinin ülkemiz için ne kadar vahim olduğunu ve daha ciddi sorunların bizi beklediğini göstermektedir. Hızla artan çalışma saatleri sağlığımızı, hayatlarımızı tehdit etmektedir. Fazla mesai anlayışının yanında esnek istihdam biçimlerinin de giderek yaygınlaşması uzun çalışma sürelerini artırmakta, bilişim teknolojilerine iş ortamı dışında her yerde ve her an ulaşılabilir olması çalışma sürelerini akşam saatlerine ve hafta sonu tatillerine kadar yayabilmektedir. Çalışma zorunluluğunun yanında insanların günlük hayatlarında da bu teknolojilerin tuttuğu yeri dikkate aldığımızda ciddi bir risk ortaya çıkmaktadır. Yaşam şeklimiz bilişim teknolojilerine paralel olarak değişirken, insan yapısının değişmez fiziksel gerçekliğini unutmamalıyız.

grafik1

Türkiye, Çin, Brezilya ve G. Kore’de haftalık çalışma süreleri (1988-2008)