Yevgeni Zamyatin, bilim kurgu klasiği olarak anılan Biz romanında, XXVI. yüzyılın distopik toplumunu kurgular. Romanda, teknolojik, bürokratik ve totaliter “kadim” devlet tüm toplumu her an denetleyip gözetlemektedir. Adları bile olmayan, numaralarla tanımlanan insanlar ise “ben”liklerinden arındırılarak “biz”leştirilir, doğaya ve kendisine yabancılaştırılır, bizdeki ifadesiyle; ‘imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle’ olarak tarif edilir. 5000 yıllık sınıflı toplum deneyimi olan insanlığın bu türlü bir kaynaşma hali günümüz bağlamında ütopik görünse de, totaliterleşen iktidarlar, iktidarların teknoloji ile kurduğu ilişki ve toplumun denetimi-gözetimi kapsamındaki öngörüleri kanımca epeyce isabetli. Bugün gerek kamusal gerekse de özel alanda maruz kaldığımız gözetimin boyutları yukarıdaki distopik anlatıların sınırlarını çoktan zorlamaya başladı bile. Gündelik yaşamda arşınladığımız sokakların ve yolların izlenmesi ile otokontrolün sağlanması, sosyal medyada yaptığımız paylaşımlarla tüketici eğilimlerimizin belirlenmesi,  iş yerindeki turnike ve internet trafiğinin denetlenmesiyle “verimliliğimizin” ölçülmesi bunlardan sadece bir kaçı olarak sayılabilir. Hepimize dair olan kamusal alan ile mahrem olan özel alanın ulusal, küresel ve ticari aktörlerden oluşan iktidar blokunun ileri gözetim teknolojileri ile kuşatma altına alınması ve hatta işgal edilmesi süreci her geçen gün daha da ilerlemekte. Bundan dolayıdır ki, gündelik hayatımızın bir parçası haline ge(tiri)len -dijital- gözetimi; hukuki, sosyolojik ve teknolojik sorunların çok ötesinde, demokrasi ve özgürlük sorunu olarak değerlendirmemiz ve çözümlemelerimizi bu politik çerçevede yapmamız gerekiyor.

Giriş

Başlarken gözetim-iktidar ilişkisi ile ilgili genel çerçeveyi hatırlamakta fayda var. Gözetim, tarih boyunca iktidarların kendilerini yeniden üretiminin bir aracı olarak işlev görmüştür. Bundan dolayı, üretim/mülkiyet ilişkileri ve buna tekabül eden iktidar ilişkilerden bağımsız olarak ele alınmamalıdır. Dolayısıyla, gözetimde kullanılan teknolojinin iyi/kötü olarak sorgulanması bizleri başka noktalara götürecek, meselenin özü olan; teknolojilerin kontrolünü ve üretimini elinde bulunduranların kullanım amaçlarının iyi ya da kötü olmasının öneminden uzaklaştıracaktır.

Gözetimin bunca olumsuz pratiği altında, güncele boğulmadan sıkça vurgulanması gereken bir diğer nokta ise gözetimin ikili karaktere sahip olmasıdır. “Koruma, kollama, ihtiyaçların planlanması” gibi anlamlara da sahip olan gözetimin; bireyin ve toplumun refahı için, özgürlükler çerçevesinde “gözetmek/gözünden sakınmak” anlamıyla kullanılması ya da toplumun tüm alanının iktidarlar tarafından özel hayata müdahale edilerek ve kamusal alan işgal edilerek gözaltına alınması, gözetimden ya da teknolojiden ziyade iktidarın niteliğiyle ilgili olduğunu tekrar olsa da belirtmekte yarar var.

Günümüzün gözetim olgusunu ve onun pratiği olan dijital gözetimin anlaşılabilmesi, gözetimin tarih boyunca hangi amaçlarla kullanıldığı ve geçirdiği dönüşümlerle yakından ilgilidir. Mantıksal olarak, bölüşüm ilişkilerinin var olduğu her toplumda (yani sınıflı toplumlarda) artı değerin denetiminin sağlanması için gözetimin bir araç olarak kullanılması gerekliliğinden bahsedebiliriz. Dolayısıyla geleneksel/feodal toplumlardan modern/kapitalist (sanayi/imalat) ve nihayet günümüz modern/kapitalist (finans/enformasyon) toplumlara kadar gözetimin varlığından söz edebiliriz.

Geleneksel Gözetim

İlk zamanlar gözetim, modernite öncesinde feodal dönemin erkini oluşturan kral, ruhban ve toprak sahibi aristokrasiden oluşan iktidar blokunun kendi boyunduruğu altında yaşayan toplulukları denetlemek için daha çok askeri ve iktisadi alanlarda kullanılmıştır. Bu kapsamda; asker sayısının belirlenmesi, vergi amaçlı olarak tarıma dayalı nüfusun saptanması ve iskan politikalarının oluşturulması dönemin iktidarları tarafından gözetimi kullanım amaçlarından bazıları olmuştur. Farklı kişiler tarafından farklı kavramlarla (Modernite Öncesi Gözetim, İlkel Gözetim vs.) adlandırılmış olsa da bu yazıda bu dönem “Geleneksel Gözetim” olarak anılacaktır. Yazı ve hesaplamanın (kalkülüs) ortaya çıkması ile bu dönemdeki gözetim daha ileri bir aşamaya taşınmış buna bağlı olarak da varidatın hesaplanması ve istiflenmesi, nesnelerin ayrıştırılması için kayıt altına alma, veri toplama işlemlerini mümkün kılmıştır. Bununla birlikte, bu dönemdeki gözetim olgusu teolojik bir karaktere de sahiptir. Hemen her dini inanış insanların tanrı tarafından her an gözetlendiği vurgusu (“Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gizlisini bilir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.”*) içermektedir. Bu sayede tanrının yeryüzündeki temsilcisi olan kralların-imparatorların kuracakları dünyevi gözetleme mekanizmalarından önce insanların kendilerini ve birbirlerini dini kurallar ile gözetlemeleri sağlanmıştır.

Geleneksel dönemde yapılan keşif ve bilimsel ilerlemelerin her ne kadar gözetim üzerinde ciddi etkileri olsa da, gözetimin kurumsallaşması ve sistematik hale gelmesi modern zamanlara içkin bir durumdur. XIX. yüzyılın sonlarına doğru; aydınlanma felsefesi, sanayi kapitalizmi ve modern yaşamın üzerinde yükselen modernite çerçevesinde gözetimde de niteliksel farklılıklar olmuş, tüm yaşamın rasyonelleşmesi ile bir önceki dönemin dini ve feodal parametreleri geri plana itilmiştir. Ulus-devletlerin ve bir sınıf olarak burjuvazinin tarih sahnesine çıkmasının da bu döneme denk geldiğini hatırlatmakta fayda var.

Teknik Gözetim

Yazımızın başında ifade ettiğimiz; bir vatandaş, tüketici ve çalışan olarak günümüzde maruz kaldığımız gözetimin temelleri “Teknik Gözetim” olarak adlandırabileceğimiz bu (pre)modern dönemde atılmıştır. Bu noktada üç önemli gözetim alanına vurgu yapmamız gerekiyor: Güvenlik odaklı ulusal/askeri gözetim, vatandaş odaklı bürokratik gözetim ve emeğe yönelik olarak fabrika ve diğer üretim alanlarındaki gözetim. Ulusal/Askeri Güvenlik alanına dair gözetleme faaliyetleri, ulus devletin bekaası iddiası ile, devletin istihbarat ve casusluk birimleri tarafından yapılan gözetleme faaliyetleri olarak bilinmektedir. Muhbirlikten, fişlemeye ve telefon dinlemeye varan ve de soğuk savaşın ilk dönemlerine kadar uzanan bu faaliyetler ile teknolojinin gözetimdeki etkisinin ve kullanım oranının artmaya başlandığını da belirtmiş olalım. Diğer yandan, kamusal alanın inşa edilmesi, vatandaşların sicillerin tutulması ve dosyalanması ile gündelik yaşamın kayıt altına alınması ise bürokrasi alanın yürüttüğü faaliyetlerdir. Ek olarak, şüpheli vatandaşların fişlenmesi de Weber’in ayrı bir misyon yüklediği bürokrasi tarafından yapılmaktadır. Ve nihayet sanayi kapitalizminin mabedi olan fabrika ve onun üretim modeli olan kitle üretimi (Fordizm). Zamanın ve mekanın kontrol edildiği, toplumsal iş bölümünün tanımlandığı bu dönemde üretim kendisi de nitelik değiştirerek kitleselleşmiş, aynı zamanda merkezileştirilerek hiyerarşik hale getirilmiş, buna bağlı olarak da çalışma saatlerinden üretim yerine kadar iş yaşamı ve iş hukuku da uygulanan politikalar ile siyasi iktidarlar tarafından yeniden tanımlanmıştır.

Taylor’ın Bilimsel Yönetim İlkeleri ve Ford’un bu bilimsel ilkeler üzerine konumlandırdığı üretim teknolojisi olan Fordizm tamamen üretimin maksimizasyonu ve sermayenin hunharca biriktirilmesini amaçlamaktaydı. Bu amaçlara göre nitelik değiştiren üretimde teknoloji kullanımı ve standartlaşma sağlanmış, planlama ve tasarım süreçlerinden koparılan eski dönemin zanaatkarları mekanik işçilere dönüştürülmüştü. Üretimin kontrol edilmesi ve işçilerin gözetlenmesi için ise “yönetim ve organizasyon” yöntemleri geliştirilerek; ustabaşı, profesyoneller ve biz mühendislerin ortaya çıkması sağlanmış, gözetim faaliyetleri de büyük oranda bu gruba devredilmiştir.

Bir sonraki yazımızda kaldığımız yerden devam ederek; 1970’lerde girilen üretim krizinin yeni üretim tarzı ile aşılmasını, buna bağlı olarak da dijital gözetim olarak adlandırabileceğimiz, günümüzü de içeren dönemin iktidar ve teknoloji ile ilişkisini irdelemeye çalışacağız.