Bir çoğumuzun 5651 Sayılı yasa olarak bildiği kanun ilk olarak 2007 yılında İnternet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele etme iddaasıyla gündemimize gelmiştir. İlk yayınlandığı tarihten bu yana özgürlüğü kısıtlayıcı olmasından dolayı büyük tepkilere yol açmıştır. Evrensel olarak kabul gören nefret suçları ve çocuk istismarını da aşarak insanların internet erişimi ve aktivitelerinde kısıtlayıcı bir rol oynamıştır. 2011 yılında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın belirli kelimelerin alan adlarında kullanımını yasaklayan tebliğinden sonra Türkiye çapında kitlesel eylemler düzenlenmiştir.

Günümüze yaklaştıkça artık gözetim üzerine yoğunlaşan devlet ve onun bu konudaki araçları, İnternet kullanıcılarının internet üzerinde yaptıkları bütün hareketleri incelemek ve sonraki adım olarak gözetimden elde ettiği verileri sansürlemek, kullanıcıların İnternet üzerinde görünürlüğünü azaltmak için kullanılacağı açıktır.

Günümüzde var olan İnternet üzerindeki gözetim hali tek başına değerlendirmekten çok aynı zamanda bu durumun oluşmasında neler etkili oldu bunları da incelemek gereklidir. Elbette devletin her alanı kontrol altına alıp egemen güç olma isteği burada da en etkili faktörlerden biridir fakat bunun bu kadar gündemde olmasının en büyük sebebi İnternetin eskiden olmadığı kadar artık tehdit olarak algılanmasıdır. İnsanların eskiye oranla İnterneti daha çok kullanıyor olması, İnternet kullanıcılarının otoriteyi tehdit eder hale gelmesi dikkati İnternetin daha çok üzerine çekmektedir. Haziran direnişinde halk tamamen iktidarın elinde olan ana akım medyadan doğru ve güvenilir haberi alamadığı noktada alternatif olarak internet üzerinde kendi haber kaynaklarını yaratmaya başlamış ve sosyal medyada yeni bir kullanım şekli ortaya çıkarmıştır. Bu durum da devletin kendi eliyle bu zamana kadar rahatça örtbas ettiği konuların artık herkes tarafından ulaşılabilir olduğunu göstermiştir. Aynı zamanda geçtiğimiz Aralık ayında ortaya saçılan ve devletin başındakilere ait olan tapeler her ne kadar ani engellemelerle durdurulmaya çalışılmış olsa da bunların İnternette dolaşımı ‘sıfırlanamayınca’ birçok insana ulaşmıştır. Bu iki yakın zaman örneğine baktığımızda şu açıktır ki, İnternet artık devlet ve onu yönetenler için büyük bir baş belasıdır ve bir an önce kontrol altına alınmalı, gözetlenmeli ardından sansürlenmeli ve yasaklanmalıdır!

Bu duruma dair somut adımlar bu senenin başında atılmış ve 5651 yasa tasarısı yeni haliyle gündeme gelmiştir. Yasanın yeni haline göre; internet sağlayıcıları birliği kurulacak, yapılan engellemeleri sunucudan keserek herhangi bir şekilde erişim sağlanmamasını sağlanacak, IP engellemesinin yanı sıra URL ve anahtar kelimeyle de engelleme yapılacak ve ayrıca engelleme kararı alabilen Telekominikasyon İletişim Başkanlığı’nda artık MİT görevlisi de görev alacaktır. Aynı zamanda kullanıcıların İnternet üzerindeki hareket bilgileri de 2 yıl boyunca saklanacaktır. Sonuç olarak: Daha çok gözetleme ve fişleme, daha çok yasaklama ve sansür olacaktır!

Bu nedenle İnternet sağlayıcılarından ülkemizde en çok abonesi olan Türk Telekom geçtiğimiz aylarda hemen hemen bütün protokol ve uygulamaları destekleyecek, analiz, sınıflandırma ve kontrolünü yapabilecek bir donanım için ihaleye çıkmıştır. Daha açık belirtmek gerekirse VPN bağlantısının hızını düşürmekten tutun da internet üzerinden gerçekleştirilen telefon konuşmalarına ve mesaj servislerine kadar içerik incelemesi yapılabilecek hale gelecektir. Bu demektir ki artık internette attığımız her adım mahremiyet gözetilmeden gözetlenip kontrol edilecek, kayıt altına alınacak ve gerekirse çeşitli yöntemlerle(url fitreleme, dns sorgusu sonuç değiştirme) sansüre uğrayacaktır. Gelinen noktada interneti ancak gözetleme ve sansür alanı olarak gören devletin maşası Türk Telekom haline gelmiştir. Her türlü veri akışının incelendiği ve kayıt altına alındığı bu durumda elbette karlı olan devlet olacak ve yavaş yavaş emellerine ulaşmaya başlayacaktır.

Teknik anlamda Türk Telekom’un gözetleme çalışmalarını ve bunun bizim hayatımıza nasıl yansıyacağını incelemekte fayda var. Örneğin, günümüzde oldukça yaygınlaşan ve insanların kullanımının da arttığı güvenli internet protokolü HTTPS bununla birlikte büyük bir darbeye uğrayacaktır ve Türk Telekom’dan internet hizmeti alanlar artık sitenin sağlayıcısıyla aralarında güvenli bir bağlantı kurmaktan yoksun olacaklardır. Çünkü bu zamana kadar HTTPS sayesinde son kullanıcıyla herhangi internet sitesi arasında kurulan bağlantıda veri transferi şifreli olarak gerçekleşmekteydi. Ancak bahsi geçen donanımlar devreye girdikten sonra güvenli bağlantı kopacak ve Türk Telekom’un bağlantı esnasında araya koyduğu sertifilka nedeniyle son kullanıcıların verileri önce Türk Telekom’da açılacak sonrasında tekrar şifrelenerek site sağlayıcısına gönderilecektir. Özetle banka işlemleri dahil çoğu işlem Türk Telekom tarafından gözetlenebilir olacaktır. Ve biz son kullanıcılar da bu durumu internet tarayıcılarında fark edecek ve sitenin sağladığı sertifika otoriteleri tarafından imzalanan sertifikaları görmek yerine Türk Telekom’un sağladığı onaysız sertifikaları göreceğiz ve güvensiz bağlantı nedeniyle internet tarayıcıları tarafından sürekli uyarı alacağız.

5651tt

Gözetlemenin bir başka boyutu ise kullanıcılardan toplanan verileri işleyip yine kullanıcılara yönelik içerik üretmek olacaktır. Yine tamamen kullanıcıların izni olmadan yapılan bu işlem sonucunda toplanan verilerin başka firmaların hizmetine sunulması ve/veya bu verilerden hedefe yönelik reklam çalışması yapılması bunun sonucu olarak karşımıza çıkacaktır. Geçtiğimiz senelerde Türk Telekom’un Phorm adlı şirketle yaptığı anlaşma da bu kapsamda genel anlamda benzer bir uygulamadır. Bahsi geçen şirketle yapılan anlaşma karşılığı “isteyen” kullanıcıların verileri bu firmanın yazılım tarafından kayıt altına alınacak ve analizler sonucu hedefli reklam uygulanacaktır. Her iki durumda da kullanıcılara ait veriler rızası olup olmadığına bakılmaksızın incelenmekte ve internet üzerinde yaptığımız aktiviteler karşımıza sermayenin bir metası olarak tekrar çıkmaktadır.

Gerek hukuki düzenlemeler gerekse hem bu düzenlemelerden yola çıkarak hem de kendi iradeleriyle internet sağlayıcılarının yaptıkları, internet üzerinde hali hazırda var olan gözetimi arttırıp, kullanıcıların özgürlüklerini kısıtlayıcı bir ortam yaratmaktadır. Elbette ki bu durum devletin her alanı kontrol altına isteğinden bağımsız olmamakla birlikte artık İnternetin otoriteyi sallar bir yanı olmasından kaynaklı devlet açısından hızlı tavırlar almayı gerektirmektedir. Yine bu gözetimin sonucu olarak sermaye tarafından toplanan verilerin kişisel bilgi güvenliği gözetilmeksizin işleniyor olması arzumuz dışında bizlerin üzerinden değer üretiliyor anlamına gelmektedir. Bu durum, özgür hayatı ve bununla birlikte özgür interneti vazgeçilmezimiz olarak tarifleyen kullanıcılar için endişe verici bir geleceği işaret etmektedir.